MERHABA MERYEM ANA
Adı, soyadı: Meryem (Hazar) ÇOLAK
Kod adı: Meryem
Doğum yeri ve tarihi: Akçadağ, 1963
Mücadeleye katılış tarihi: 1993
Şehadet tarihi ve yeri: 26 Ekim 1997Begova/ Haftanin
1963 yılında Malatya'ya bağlı Akçadağ ilçesinin Kürecik
nahiyesine bağlı Harunuşağı köyünde dünyaya gelir
Meryem yoldaş. İlkokulu köyünde, orta ve lise öğrenimini Antep'te
bitirir. Daha sonra Ankara Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nde 1980-85
arası okur ve psikolog olarak eğitimini tamamlar. Bir süre Muş
Devlet Hastanesi'nde psikolog olarak çalışır.
'80 öncesi PKK'ye yardım ve yataklık yaptığı gerekçesiyle
gözaltına alınır. '81-'82 yıllarında iki kez sömürgecilere
tutsak düşer. 1986 yılında sonuçlanan davası neticesinde
görevi başında tutuklanarak 5 yıl hapis cezasına mahkum
olur. Antep Cezaevi'nde toplam 20 ay tutsak kalır. '91 yılında
eşi ve kızı Şilan'la yurtdışına çıkar.
1992 yılında 100 bin Kürdistanlının oyuyla KUM (Kürdistan
Ulusal Meclisi) Avrupa Parlamenteri olur. 1993 yılının başlarında
ülkeye sıcak mücadele alanına döner.
Merhaba yüreğini ve beynini ülke sevgisi, insanlık sevgisiyle bütünleştiren
yiğit Kürt kadını, merhaba.
Seni özgür iradenle Kürdistan'a gönderen, Avrupa'da yaşayan Kürdistanlıların
5 yıl sıcak mücadele yıllarını yansıtan, sevgi
dolu mektuplarını okumaya ve seninle bir kez daha gurur duymaya
hakları var. Sevgili küçük arkadaşın (kızın) Şilan,
şahadetinin ardından çok metanetli çıktı. Hatta mektuplarını
gazetemizde yayınlamak için yaptığımız girişimlere
de yardımcı oldu. Eşin sana olan derin sevgisini inançlarına
olan bağlılığına, gösterdiği saygı ile
bütünleştirerek sürdüreceğini söyledi. Özgürlük savaşının
emektarı değerli annenin senden önce aramızdan ayrılışını
belki duymadın, ama baban ve kardeşlerin bunca acıyı bal
eylediler. Tam istediğin gibi. Kürdistan sağ olsun dediler. Kutsal
şahadetinin ardından sana söz veriyoruz ki, bütünleştiğin
Kürdistan toprağını emperyalist soygunculara yar etmeyeceğiz.
Meryem arkadaşın kızına yazdığı günlükten
bir bölüm.
"Arkadaşlığına doyamadığım küçük arkadaşım!
Sana birkaç gerilla arkadaşın şiirlerini yazıyorum. Kendi
şiirlerim de var ama, bazen gerilla aynı duyguları, aynı
şeyleri hisseder, biri diğerini tamamlar. Bu anlamda yoldaşlarımın
duyguları benim duygularımdır, iyi dinle, güzel oku.
Sen ki
Bilirsin kır çiçeklerini
Hangi rüzgar dağıtırsa
dağıtsın
Düştükleri yerde yeniden
çoğalırlar
Taşlara taşça sorarlar
baharı
Koysam sığmazlar saksılara
Yağmurun hüznüyle kapanır
Baharın sevinciyle açılırlar
Ve bir gün
Güneşin suları öptüğü zaman
Özgürlük renginde
yeniden açılırlar.
Sana olan sevgim içimde büyüdü, hiçbir zaman "Şilan'ın yanında
olsam demedim. Gerçekten orada olmak istedim. Ama şunu hep söyledim.
"Benim gördüğüm, yaşadığım, içime coşku, mutluluk
dolduran tüm bu güzellikleri keşke Şilan da görebilseydi." Ya da
güçlü bir edebiyatım olsaydı da sana tüm güzellikleri yazabilseydim.
Gözünü güzelden alamamak hem de tam da Gare'deki Xezar suyu için söylenmiş.
Rengi ne yeşil ne mavi, ne de ikisinin karışımıdır.
Apayrı renk. Yanından geçerken ayakların gider, gözlerin Xezar
suyunun renginin zaman zaman beyaz köpükleriyle bir merdiveni andıran
akışına takılır kalır. İstisnasız
Xezar suyunun yanından geçen her insan bu duyguları yaşar.
Kürdistan muhteşem, Kürdistan güzellikler ülkesi. Uğruna ölmek bile
azdır. Görüyorsun ki, gözle görülen güzellikleri bile sana ifade edemiyorum.
Gözle görülmeyen, sadece yaşanan, hissedilen, şehit düşen bir
yoldaşın ardından hissedilen duygular nasıl anlatılabilir
ki!.. Sana diyeceğim o ki, hiçbir zaman küçük mutluluklara kanma, büyük
hedeflerle büyük mutluluklar için yaşa. İnsanlar amaçları kadardır.
Bunu unutma. Amaçları küçük olan insanın kendisi de küçüktür, amacı
basit olan insanın kendisi de basittir. Basitliği asla kendine yedirme.
Yine sana kendimi anlatamadım. Belki de anlattıklarımın
tümü kendim aslında. Sana uzak da olsam amaçlarımız, özlemlerimiz,
uğruna savaştığımız değerlerimiz ortak
olduktan sonra sana senin kadar yakınım. Eğer farklıysa
her şeyimiz, bir arada olmamızın da fazla bir anlamı olmayacak.
Yaklaşık altı aydır Parti Önderliği sahasındayım.
Yakında tekrar ülkeye döneceğim; gerillaya!... Belki mektup yazamayabilirim,
ama hep senin için yazacağım. Kendine iyi bak. Sömürgeciliğin,
emperyalizmin çirkinliklerinden kendini uzak tut. Nerede olursan ol, çirkinliğin,
eşitsizliğin, hainliğin, her türlü egemen yaklaşımın
karşısında ol. Sana öğüt vermeye başladım. Belki
de bir anne olarak buna hakkım yok. Seni seven bir insanın öğütleri
olarak kabul et istersen. Sevgi ile kucaklar öperim. Yüreği bizimle,
tüm akraba dost ve arkadaşlara özgür yaşam yaratmanın savaşımının
kıvancıyla selamlar, sevgiler, başarılar...
VEDA
Kimbilir,
belki de kucaklarken
toprağı,
belli belirsiz sırıtan
bir ölü olacağım.
Ama sen bana bakarken,
sadece bir ölü olmadığım
hissine kapılacaksın,
tıpkı diriyken,
sadece bir diri olmadığım hissine kapıldığın
gibi
Sen suskun,
Sen buruk,
Sen mahsun,
Sen üzüntülü ve şaşkın...
Ve bir gün geldiğinde,
Başka güzellikler
arayacaksın.
Vasiyetim olsun!
Yasımı tutma...
Çok istersen,
Kaldır
başını yukarı ve isyan et,
Yokluğuma,
Sana doyamamışlığıma.
30 Temmuz 1995, Zap